13 Nisan 2017 Perşembe

                                        FİZYOTERAPİSTLİK
1 MESLEK 1 UZMAN ekibi olarak ‘’Fizyoterapistlik’’ mesleği tanıtımı için Uzman Fizyoterapist Hilal ÇİL ile röportaj yaptık. Fizyoterapistlik ile merak ettiklerinizi birmeslekbiruzman@gmail.com adresinden bizler vasıtasıyla uzman konuğumuza iletebilirsiniz.

‘’Fizyoterapistlik Kimliğiniz ile Hilal ÇİL kimdir ve sizi bu mesleğe yönelten ne olmuştur?’’

İsmim Hilal ÇİL. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümünü bitirdim. Daha sonra 1988 yılından itibaren İstanbul Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı’nda fizyoterapist olarak çalışmaya başladım. Daha sonra 2007 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana bilim Dalı Spor Fizyolojisi biliminde yüksek lisansıma başladım. 2009 yılında yüksek lisansımı tamamladım ve spor fizyolojisi alanında uzman fizyoterapist olarak bitirmiş oldum. Daha sonra ortopedideki görevime devam ettim ve halen ortopedideki görevimi sürdürmekteyim.





‘’Fizyoterapist kime denir, bize bunun tanımını yapabilir misiniz?’'

Fizyoterapist; hareket sistemini ilgilendiren fonksiyon bozukluklarına sebep olan hastalık, sakatlık, engellilik, travma ve yaralanma durumlarından sonra kişinin eski fonksiyonel seviyesine dönmesi için ya da yaşam kalitesinin yükseltilmesi için fizyoterapiye özgü bir takım testleri değerlendirmeleri yapan tedavi programlarını planlayan ve de uygulayan kişidir.







‘’Fizyoterapistler çok geniş bir çalışma alanına sahipler. Bize çalışma alanlarınızdan bahsedebilir misiniz? Ve bu alanların herhangi birinde çalışmak için özel bir yetkinlik belgesine ihtiyaç var mı?’’

Özel bir yetkinlik belgesine ihtiyaç yok öncelikle onu söyleyebilirim. 4 yıllık lisans mezunu olan bütün fizyoterapistler bu alanların hemen hepsinde çalışabilirler. Evet fizyoterapistlerin çok geniş bir çalışma alanları var. Mesela ben ortopedi alanında çalışan bir fizyoterapistim. Ama üniversite içinde nöroloji, nöröşiloji, çocuk hastalıkları, kadın doğum hastalıkları, su altı hekimliği, kardiyopulmoner hastalıklar, el cerrahisi, romalotoji, geriatri ve spor hekimliği gibi bir çok alanda çalışabilirler fizyoterapistler. Onun dışında nerede çalışırlar? Tabi hastanelerde çalışırlar. Bunlar devlet hastaneleri, özel hastaneler, özel eğitim merkezleri ki cp’li çocukların tedavi edildiği yerlerdir bunlar, bakım merkezleri, huzur evleri, sağlıklı yaşam merkezleri ki fizyoterapistler sağlıklı yaşam merkezleri açabilirler ve bunları işletebilirler. Onun haricinde fabrikaların sağlık danışma merkezlerinde ergonomi danışmanı olarak görev yapabilirler. Onun haricinde de spor kulüplerinde çalışabilirler. Ama az önce sorduğunuz soruya ek olarak şunu söyleyebilirim; spor kulüplerinde çalışmak veya diğer yerlerde çalışmak için özel bir uzmanlık gerekmemekle birlikte spor kulüpleri özellikle spor fizyolojisi alanında uzmanlık yapmış ya da yüksek lisans yapmış fizyoterapistleri tercih edebilirler. Bu inisiyatife bağlı bir şeydir.


‘’Çalışma ortamınız ve şartlarınızdan bahsedebilir misiniz, nasıl bir çalışma ortamınız var?’’

Ben üniversitede çalışıyorum ve üniversitenin son sınıfında karar verdiğim bir şeydi bu. Burada çalışmak benim için çok keyifli. Çünkü ortopedi benim için spesifik bir alan. Zaten uzmanlığımı da buna bağlı olarak yakın bir alanda yaptım. Burada klinik olarak hastaları tedavi etmekle birlikte akademik olarak bir takım çalışmalar, araştırmalarda ortopedistlerle birlikte görev alıyoruz ve de bu çalışmalarım, onlarla ortak düzenlediğimiz sempozyumlar da sunarak hem öğrencilere hem yeni yetişen fizyoterapistlere bilgi paylaşımında bulunuyoruz. Bu anlamda çok keyifli olduğunu söyleyebilirim mesleki tatmin anlamında. Onun haricinde çalışma şartları olarak soruyorsanız eğer nöbet tutmadan ve de 8-4 çalışma saatleri arasında görev yapıyoruz biz.


Uzman Fizyoterapist Hilal ÇİL ile yaptığımız röportajımızın tamamına ‘‘Fizyoterapistlik’’ konulu bölümümüzde izleyebilirsiniz. İyi seyirler dileriz.


27 Mart 2017 Pazartesi

                               DİYETİSYENLİK
1 MESLEK 1 UZMAN ekibi olarak ‘’Diyetisyenlik’’ mesleği tanıtımı için Uzman Diyetisyen Ceylan AKİŞ ile röportaj yaptık. Diyetisyenlik ile merak ettiklerinizi birmeslekbiruzman@gmail.com adresinden bizler vasıtasıyla uzman konuğumuza iletebilirsiniz.

‘’Diyetisyenlik kimliğiniz ile Ceylan AKİŞ kimdir ve sizi bu mesleğe yönelten nedir?’’

2002 yılında Hacettepe Üniversitesinden lisans eğitimimi alarak mezun oldum. 2005 yılında da aynı üniversitede yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Bu arada bir 5 senelik devlet memuriyeti hikâyem oldu. Onları zaten sonrada anlatacağım, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi Hastanesinde çalıştıktan sonra da bu günlere geldiğimizde şuanda kendi beslenme merkezimde danışmanlık hizmeti vermeye çalışıyorum. Beni bu mesleğe yönelten şeyde aslında lise yıllarında hiçbir zaman çok kilolu olmadım ama ufak tefek kilo problemlerimle boğuşurken yaptığım araştırmalar sonucunda böyle bir meslek olduğunu görmem ve özellikle beslenmeyle çok ilgilenmem oldu. Bir açıdan diyebiliriz ki benim lise yıllarındaki hobim mesleğim haline dönüştü. Özel bir ilgim ve alakam vardı aslında beslenmeyle.


‘’Diyetisyenliği nasıl tanımlarsınız? Yani diyetisyenlik nedir, ne değildir?’’

Diyetisyen şöyle bir şey aslında; şimdi sadece zayıflamak, şişmanlamak ya da hastalıkla ilgili problemleri olanlara danışmanlık hizmeti veren ya da eğiten kişi gibi düşünülüyor, sadece o değil. Bu kanallardan bir tanesi doğru ama aslında diyetisyen beslenmenin ilk başladığı yer olan tarımdan topladığınız besinin sizin sofranıza gelip vücudunuz tarafından maksimim fayda nasıl sağlayabileceğini hesaplamaktan tutun da ağzınıza attığınız her türlü besinin en ince ayrıntıyla ilgili sizi bilgilendirecek olan kişidir. Yani siz tarladan domatesi topluyorsunuz, toplarken o domates sizin sofranıza gelmeden önce ne kadar beklemeli, nerede beklemeli, hangi ısıda beklemeli, o domatesi siz aldınız nasıl saklamalısınız, sonrasında sizin hastalıklarınız ve ya sağlık durumunuz ve ya diğer durumlarınıza göre o domatesi siz nasıl kullanmalısınız ve en sonunda da bu domates hakikaten sizin işinize yarıyor mu yaramıyor mu… bunların hepsi bir beslenme uzmanın görevleri arasındadır. Yani bir beslenme uzmanı besinle ilgili her aşama ile ilgilidir ve bilgi vermek durumundadır.

‘’Görev ve yetki alanlarınız hakkında neler söylemek istersiniz?’’

Diyetisyenlerin görev ve yetkileri aslında çok kapsamlıdır. Biraz sonra bahsedeceğim ama diyetisyenler alanlara ayrılır aslında mezun olduklarında. Bunlardan bir tanesi kurum diyetisyenliği dediğimiz diyetisyenlik şeklidir. Bir tanesi aslında benim şuanda yaptığım klinik diyetisyenliği, bir de eğitim alanında çalışan diyetisyenlerdir. Şimdi bu dalları incelediğimizde kurum diyetisyeni dediğimiz diyetisyen catering hizmeti veren, yemek hizmeti veren bütün yerleri düşünün, çok kapsamlı yerler. Buralarda o yemeklerin hepsinin satın almadan, ham maddelerinin alınmasından tutunda o yemeklerin hazırlanması ve içeriklerinin belirlenmesi artı personelin eğitimi, hijyenik kurallara uygun yapılması yani size o ürünün doğru ve sağlıklı şekilde gelebilmesi adına diyetisyenler görev yapar. Yine besin sanayide diyetisyenler çok ciddi görev alıyorlar özellikle son zamanlarda. Çünkü çok büyük firmalar var. Bunlar bir takım besinle ilgili ürünleri ortaya çıkarmadan önce tabi ki beslenme adına ürünün değerlerinin insanlar için ne ifade ettiğini araştırmak istiyor. Burada ürün müdürü olarak görev yapan çok diyetisyen arkadaşımız var. Klinik diyetisyen dediğimiz şey daha çok şimdi aslında hani gündemde olan daha, çok bilinende kişilerin sosyal, sağlık, ekonomik, eğitim durumları… aklınıza gelebilecek her türlü durumuna uygun en uygun, kişiye uygun beslenme danışmanlığını verir klinik diyetisyen dediğimiz kavram. Eğitim de biliyorsunuz devlet politikaları, bakanlıkların kontrollerinde bir sürü yenilikler yapılıyor. Beslenme çok önemli bir kanat. Eğitim alanında görev alan arkadaşlarımızda bu konuyla ilgili destek verirler. Yani eğitim verirler. Ama personel eğitiminden tutunda işte çocukların eğitimi, annelerin eğitimi, eğitimcilerin eğitimi… her konuda beslenmede uzmanlaşmışlardır.


Uzman diyetisyen Ceylan AKİŞ ile yaptığımız röportajımızın tamamına ‘‘Dietisyenlik’’ konulu bölümümüzde izleyebilirsiniz. İyi seyirler dileriz.


14 Mart 2017 Salı

                                   MÜZİSYENLİK

1 Meslek 1 Uzman ekibi olarak caz müziğin başarılı ismi Ferit ODMAN ile bir röportaj yaptık. Müzisyenlik ile merak ettiklerinizi birmeslekbiruzman@gmail.com adresinden bizler vasıtasıyla uzman konuğumuza iletebilirsiniz.

Önce biraz kendisini tanıyalım.

ODMAN, 1982 doğumlu olup 11-12 yaşlarında davul çalmaya başlayarak müziğe adım atan, işini gerçekten severek yapan bir sanatçı. 18 yaşındayken caz davulculuğunu profesyonel olarak yapmaya başlar. Bilgi Üniversitesi'nde okurken bir aylık workshop için New York'a müzik okuluna gittiğinde bu şehre aşık olur. Orada okuması gerektiğini düşünerek Fullbright Bursu ile orada yüksek lisansa başlar. Caz alanında yüksek lisansını tamamlar. Bu süreçte de caz için öğrenmesi gereken ne varsa öğrenir. 26 yaşında, New York'tan dönmeden ilk albümünü çıkarır. Türkiye'ye döner. Türkiye'de bundan sonra neredeyse tüm caz müzisyenleriyle çalışmış olur. Bunların başında Kerem GÖRSEV Trio'su var. Bu Trio'nun yüzde 33'ü ve TRT Caz Orkestrası(TRT Big Band de denebilir) davulcusu ODMAN'dır artık.

Bize sanatçılığı,  özellikle caz müzik sanatçılığını tanımlayabilir misiniz? 

Siz ne kadar müzisyen olmak isterseniz isteyin, siz müziği değil müzik sizi seçer. Ben mesela çok küçük yaşlarda bile eli ayağı durmayan bir çocuktum; çatal bıçak, çevremde ne bulduysam onunla ritm tutmaya başlamıştım. Bu şekilde müzik sizi buluyor. Müzisyen olacaksanız oluyorsunuz. Müzisyenlik müthiş bir şey. Moraliniz bozuksa onu unutuyorsunuz ya da aynı şekilde morali bozuk bir insanı daha mutlu bir şekilde evine gönderiyorsunuz. Veyahut da çaldığınız bir balatla insanları derin düşüncelere sevk edebiliyorsunuz. Bıraktığınız kalıcı eserler oluyor. Benim üç tane albümüm var bunlar hayat boyu benimle kalacaklar. Kalıcı eser bırakma anlamında birçok sanatçıdan ayrılan bir özelliği var. Bu anlamda çok şükrediyorum müzisyen olduğuma. Çalıştığımı hissetmiyorum ve en sevdiğim işi yapıyorum. Bir de üstüne para kazanıyorum. Daha da önemlisi konserler sayesinde dünyayı gezebiliyorum. Bir süre önce Uganda'ya gittim. Müzisyen olmasam uğrayacağım bir yer değil. Bu şekilde gittiğim çok fazla yer ve ülke var. O yüzden müzisyenliğin güzel yanları var. Dediğim gibi insanların ruhunu beslemek en iyi yanı.



Sizin için baterinin bir orkestradaki yeri ve önemi nedir?

Evet, bateri veya davul da diyoruz, aslında bir orkestranın kalbi diye düşünebiliriz. Ritmini biz sağlıyoruz sonuçta bütün orkestranın. Ve bizim verdiğimiz o ritme uyarak bütün orkestra o müziği yapıyor. O yüzden bu orkestranın kalbi biraz hızlı atarsa o parça biraz hızlanıyor, enerjik hale geliyor, biraz yavaşlarsa her şey yavaşlayabiliyor. O yüzden o ritm kısmıyla ilgilendiğimiz için bence orkestranın kalbi ve de bütün o ritmik dünyayı elde tutan enstrüman. Aslında zamanla oynuyoruz. Zamanı genişletebiliyoruz davulcular olarak veya sıkıştırabiliyoruz. Ve yahut da çok çok geniş bir hale getirebiliyoruz. O yüzden hem zamanla oynaması hem de kalbi olarak orkestranın tabi çok önemli bir kısmı. Şöyle bir şey vardı, kimin dediğini hatırlamıyorum ama önemli bir müzisyenin dediği; ‘’Bir grup davulcusu kadar iyidir.’’ diye bir laf söylemiş. Bende buna katılıyorum.


Tecrübelerinize dayanarak enstrüman sanatçısının sahip olması gereken vasıflar nelerdir? Biraz bahsedebilir misiniz?

Tabiki ve bu her enstrüman için geçerli bu arada söyleyeceklerim. Ben tabiki davul tarafından konuşuyorum ama bu işi yaptığım için bütün enstrümanları çalan arkadaşlarım var. Bir kere gerçekten çaldığınız enstrümanın en önemli adamlarını, çok iyi yalayıp yutmanız lazım. Onların ne yaptığını çok iyi bilmeniz lazım. Tabiki dinlemekten geçiyor ilk önce. Ama sonra, biraz sporla benzer bir tarafı var müzisyenliğin. Gerçekten işin antrenman kısmına çok çok büyük saatler, çok uzun saatler harcıyorsunuz. İşte ben 11 yaşından beri, artık 22-23 sene olmuş, 23 senedir her gün davul çalışıyorum. Yani bunu her işi(diğer meslekler) yapan insan böyle bir şey yapmak zorunda değil. Ama kas hafızası en azından gitmemesi için bu teknik çalışmayı hayatınız boyunca yapmanız gerekiyor. Ve bu teknik çalışmayı yaparken işin müzikal kısmını da düşünmeniz gerekiyor. Tekniğin müzikalitenin önüne geçmemesi gerekiyor. O yüzden bu dengeleri de kurmak açısında çok çalışılması gereken bir meslek müzisyenlik. Ve de vasıfları sordunuz, enstrüman sanatçısı olmak için gereken en önemli vasıfları sordunuz, bence çok garip gelebilir ama en önemli şey disiplin bana göre. En başarılı müzisyenlerin hepsi neredeyse en disiplinli insanlardan çıkıyor. Belki hani dışarıdan müzisyenlik oh ne rahat filan gibi gözükür ama bence başarılı bir müzisyen olmanın tek kaidesi çok disiplinli çalışıyor olmak.


TRT Hafif Müzik ve caz orkestrası davulcusu Ferit ODMAN ile yaptığımız röportajın tamamına 1 Meslek 1 Uzman Youtube kanalımızdan ulaşabilirsiniz.

22 Şubat 2017 Çarşamba

                                                          EDİTÖRLÜK

1 MESLEK 1 UZMAN ekibi olarak Editörlük mesleği tanıtımı için İBB Gençlik Meclisi Basım Yayın işlerinden sorumlu Atilla Fikri Ergün ile röportaj yaptık. Editörlük mesleği ile ilgili merak ettiklerinizi birmeslekbiruzman@gmail.com adresinden bizler vasıtasıyla uzman konuğumuza iletebilirsiniz.


Editörlük sıfatıyla Atilla Fikri Ergün kimdir, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ben Atilla Fikri Ergün, profesyonel editörüm. Yaklaşık 12 yıldır çeşitli dergilerde, haftalık gazetede, internet sitelerinde editörlük yaptım. Hala editörlük yapmaya devam ediyorum. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Gençlik Meclisi’nin basım yayın işlerini ben yürütüyorum. Özet olarak böyle.









Editörlüğün tanımından kısaca bahsetmek gerekirse neler söyleyebilirsiniz, editörlüğe duyulan ihtiyaç neden ortaya çıktı ve nasıl gelişti?

Şimdi editör dediğimiz kişi genel olarak yayını düzenleyen kişidir. Dolayısıyla herhangi bir yayının ya da şöyle söyleyelim herhangi bir metnin, kitabın, derginin ya da herhangi bir haberin yayına hazırlanmasından sorumlu olan kişi editördür. Şimdi Türkiye’de aslında editörlük kurumu yok. Onun için editör farklı işler de yapıyor. Örneğin bizim redaktör dediğimiz dosyaları okumakla, tashih etmekle görevli insanlar var, Türkiye’de bunları editörler yapıyor. Dolayısıyla kapsamlı bir iş. Bugün piyasada gördüğünüz bütün yayınlar en son editörün elinden çıkıyor. Ve topluma bu şekilde ulaşıyor.
Şimdi editörlük nasıl ortaya çıktı; nasıl gelişti? Basım yayının gelişmesiyle ve dolayısıyla teknolojinin de gelişmesiyle birlikte bu yayınların dikkatli bir şekilde elden geçirilmesi, düzeltilmesi ve hatalarının giderilmesi noktasında bir takım insanlara ihtiyaç duyuldu. Bu insanlar da alanlarında uzman kişiler, işte dil bilgisi ve yazım kurallarına vakıf olan kişiler, herhangi bir yayının hitap ettiği kitlenin dilini bilen kişilerdir. Dolayısıyla bu insanlar istihdam edildi ve bu süreç içerisinde özellikle Batıda, Avrupa ve Amerika’da bir kurum haline gelmiştir editörlük dediğimiz şey. Tabi Türkiye’de de yayın evleri, televizyon kanalları, hatta radyolar… çünkü orada okunan haber metinlerine kadar hepsi belirli kişiler tarafından yazılır ve belirli kişilerin elinden çıkar. Dolayısıyla internette yayın yapan haber siteleri, ya da fikir ağırlıklı siteler, entelektüel yazıların yayınlandığı siteler vb. bütün buralarda editörlerin istihdam edilmesi zorunlu hale geldi. Süreç devam ediyor ama Türkiye’de genel olarak sağlıklı bir süreçten bahsedemiyoruz, onu da herhâlde söyleşinin ilerleyen kısımlarında konuşacağız.



Bildiğiniz gibi editörlük oldukça geniş bir iş alanına sahip, bu yönden editörlük hangi kısımlara ayrılır, nerelerde çalışabilir kısaca söz eder misiniz?


Şimdi şöyle; söylediğiniz gibi geniş kapsamlı bir iş. Yani özetleyecek olursak şöyle söyleyebiliriz; yayın evi editörü vardır, gazetelerde sayfa editörleri vardır, dergi editörleri vardır(bunlar piyasada gördüğümüz dergileri satışa hazırlayan kişiler), haber editörleri vardır(genel olarak şöyle; hem internet sitelerindeki haberleri hazırlayan kişiler hem de gazetelerdeki haberleri yayına hazırlayan kişilerdir bunlar), içerik editörleri var bunların dışında. Yani geniş kapsamlı, kendi içinde dallara ayrılan bir meslektir editörlük. 




İBB Gençlik Meclisi Basım Yayın İşlerinden sorumlu olan Atilla Fikri ERGÜN ile yaptığımız röportajın tamamına ‘’Editörlük’’ konulu bölümümüzde izleyebilirsiniz. İyi seyirler dileriz.

20 Şubat 2017 Pazartesi

                            GAZETECİLİK VE MUHABİRLİK


1 MESLEK 1 UZMAN ekibi olarak Gazetecilik ve Muhabirlik mesleği tanıtımı için NTV Haber Muhabiri Korhan Varol ile röportaj yaptık. Gazetecilik ve Muhabirlik mesleği ile ilgili merak ettiklerinizi birmeslekbiruzman@gmail.com adresinden bizler vasıtasıyla uzman konuğumuza iletebilirsiniz.



Gazetecilik kimliğiniz ile Korhan Varol kimdir ve sizi bu mesleğe yönelten nedir?

 1996 seçimleriydi, o sıralarda Türkiye’de bir genel seçim vardı ve ben siyasete ilgi duymaya başlamıştım. Çokta meraklı bir insanım. Dolayısıyla rehber hocamın da tavsiyesi ile gazetecilik fikri aklıma geldi. Babamla paylaştım. Bu fikir yavaş yavaş olgunlaşınca da üst sıralara Marmara Üniversitesi Gazetecilik bölümünü yazdım. Sınava girdim, sınav umduğum gibi geçti. Okulu kazandıktan sonra da artık bu mesleği yapacağım belli olmuştu. Yani okul öncesi istemiştim, istediğim bölümü kazanmıştım ama her şey kazandıktan sonra başladı. Şüphesiz bizim okulda, daha doğrusu bizim meslekte bir doktor, bir mühendis gibi mezun olduktan sonra işe   başlamıyorsunuz. Tam tersi okurken bir şeyler yapmaya başlamanız gerekiyor ki o aradaki mesafeyi kısaltın. Bir an evvel iş hayatına     atılabilin. 1. Sınıfı okuduktan sonra 2. Sınıfın hemen başında rahmetli Mehmet Ali Birand’ın yapımcısı olduğu 32.Gün Haber Programı ekibine dahil oldum. Ve üniversite 2. Sınıftan beri bu güne kadar bir fiil 20 yıldır aktif gazetecilik hayatım devam ediyor.


Gazetecilik nedir ve gazeteciliğin can damarı olan muhabir diye kime denir?


Şimdi; eski genel yayın yönetmenlerinden biri, herkes tanır Tuncay Özkan derki; gazeteciliğin amiral gemisi muhabirliktir. Çok haklı, çok doğru. Bende bunu Okan Üniversitesi’ndeki ders verdiğim öğrencilerime de anlatıyorum; gazetecilik meslektir ve mesleğin amiral gemisi de muhabirliktir. Neden çünkü bir muhabir haberin sahibidir. Haberin birçok yan unsuru vardır. Televizyon habercisi iseniz prodüktörünüz vardır, montajcınız vardır, editörünüz vardır, haber müdürünüz vardır… ama son bir şey değişmez, sonuç. Sonuç şudur haberin sahibi muhabirdir. Muhabirdir o haberden sorumlu olan. Dolayısıyla muhabirliği gazeteciliğin eksenine oturtmak gerekir, etrafındaki diğer görevleri biraz böyle halkanın diğer kısımlarına göre yerleşmelidir. Tabi ki onlarda olmadan olmaz. Tabi ki bu bir ekip işidir. Gazetecilik tek bir kişinin yapacağı asla bir iş olmamıştır, ekip işidir. Ama aynı zamanda haberin tek sahibi muhabirdir. Sonuçta bir gazete ise eğer orada bir imza görürüz haberi yapan, bir televizyon haberi ise orada bir anons çeken, canlı yayın ise orada bir muhabir görürüz. Dolayısı ile muhabirliği gazeteciliğin tamda eksenine oturtmakta fayda var.



İyi bir gazetecinin sahip olması gereken özellikler nelerdir ve alınması gereken eğitimler hangileridir?

Klişedir çok çalışmak gerekir ama ben çok çalışmaktan öncesinde başka bir şey koymak istiyorum; çok meraklı olmanız gerekir. Eğer siz kendiniz merak etmiyor iseniz bunu sadece iş olarak görüp yapıyor iseniz belirli bir seviyeye kadar gelirsiniz ondan sonrası sizin için profesyonel bir iştir. Ama iyi tutkulu bir muhabir olmak istiyor iseniz merak edeceksiniz. Yani bu kendinizden başlayacak, niye böyle yada niye böyle değil. Sokakta yürüyorsunuz kaldırımda gördüğünüz herhangi bir unsurdan bahsediyorum ya da bir dükkân ya da bir vatandaşın üzerindeki bir kıyafetin bir detayı… yani eğer bu detayları merak etmez iseniz sizden çok çok üstün bir muhabir olmaz. Öncelikle kendiniz merak edeceksiniz, kendiniz merak ettiğiniz için başkalarının neyi merak edebileceklerini bir anda fark edip sorularınızı ona göre ayarlamanız gerekiyor. Dolayısıyla muhabirler zaten orda olamayanların gözü kulağıyız biz. Dolayısı ile çok meraklı olmanız lazım. Meraklı olduktan sonrada çalışacaksınız. İnatçı olmanız lazım. Bakın muhabir gerektiği zaman kapılarda saatlerce yazan bir insandır, günlerce bekleyen bir insandır. Biz günlerce bekleriz bir demeç için, bir anons çekmek için. Bazen emeğimiz boşa gider çekemeyiz. Başka bir meslek grubunda olsak bu böyle yürümez deriz vazgeçeriz. Ama muhabirlik vazgeçmemektir aynı zamanda. Dolayısı ile inatçı olacaksınız, çalışkan olacaksınız ama hepsinden önce meraklı olacaksınız.


Sizce bu mesleğin iyi ya da kötü yanları nelerdir?


İyi yanından başlayalım. Hep iyi tarafından bakın der Amerikalılar. Onları düşünecek olursak eğer, iyi tarafından başlayalım. Öncelikle kimsenin olamadığı yerlerde oluyorsunuz. Bakın bu çok önemli bir özellik. İnsanların giremediği yerlere giriyorsunuz. Çimlere basmayın sözü gazeteciler için söylenmiş bir söz değildir ya da bir başka deyişle gazeteciler çimlere basan insanlardır. O söz bizim için yazılmadı, onlar normal vatandaşlar için. Biz orda olmayanın gözü kulağı olmak için ordayız. Dolayısı ile bir patlama düşünün belki kötü bir örnek olacak ama herkes olay yerinden kaçarken siz olayın olduğu yöne doğru koşuyorsunuz. Bir kere aykırı bir meslek, son derece sıra dışı bir meslek. Kimsenin giremediği, normal vatandaşın alınmadığı, konumu, mal varlığı ne olursa olsun o insanların oraya giremediği yerlere kimi zaman akredite olarak kimi zaman kendi yöntemleriniz ile girebilirsiniz. Bir savaş düşünün; kimse savaşa gitmez ama herkes savaşta ne oluyor merak eder. Yani dolayısıyla cazip olan kısmı aslında çok enteresan. Yani kimsenin yapamadığı şeyleri yapıyorsunuz, kimsenin göremediği şeylere şahit oluyorsunuz. Bence bu kısmı çok meraklı bir muhabir olarak beni çok cezbediyor, hala daha ben mesleki heyecanımı 20 yılın ardından buluyorsam eğer hala daha işe ilk günkü başlamış gibi şevkle işe geliyorsam eğer her sabah işte bu, bu yüzdendendir. Yani iyi tarafı herkesin gidemediği yerlere gidiyorsunuz. Ayrıcalıklı bir insansınız, ayrıcalıklı bir meslektir gazetecilik. Kötü yanı da saymakla bitmez bunu da açık konuşayım. Mesai saati, gecesi gündüzü yoktur. Evli iseniz eşinizi, çocuğunuzu bekâr iseniz kız arkadaşınızı günlerce, haftalarca göremeyebilirsiniz. Çok güzel bir yemeğin ortasında en romantik bir anda, bir anda gelen bir telefonla arkadaşınızı ya da o ondaki eğlencenizi ya da o an size göre önemli olan pozisyonu, durumu bırakıp kalkıp işe gitmek zorunda kalırsınız. Bunu darbe girişiminde gördük, patlayan bombalarda gördük. Bir anda kalkıp işe gidiyoruz. Bu diğer meslek gruplarında yoktur, çok az vardır ya da öyle söyleyeyim. 
Dolayısı ile çalışma şartları zordur. Bunu karşılığında, bu kadar anlattığımın üzerine insan iyi bir maddi beklenti bekliyor değil mi? Kimsenin gidemediği yere gidiyorsunuz, kimsenin göremediklerini görüyorsunuz, çalışma saatleriniz son derece esnek… Karşılığı böyle oldukça yüklü olması lazım. Hiç değil. Tam tersi. Yıllarca uğraşıyorsunuz uğraşıyorsunuz çokta fazla kazanan meslek gruplarının başında da gelmiyor gazetecilik. E niye bu kadar zahmeti çekiyorsunuz? İşte az öncede bahsettim tekrar etmekte fayda var; işte bu ayrıcalıklı olan kısmı sizi cezbediyor. Bu meslek sadece bir meslek değil aynı zamanda bir tutku. Dolayısı ile zor kısımları çok var. Mesai saatleri, karşılığını alamamanız günümüzün şartlarında vb. bu tarz olumsuz şartları var ama dediğim gibi hep olumlu şartları bizi bu mesleğe halen daha sımsıkı sarılmamızı sağlıyor.


NTV Haber Muhabiri Korhan Varol  ile yaptığımız röportajın tamamına ‘’Gazetecilik/Muhabirlik’’ konulu bölümümüzde izleyebilirsiniz. İyi seyirler dileriz.

19 Şubat 2017 Pazar

    RADYOCULUK SPİKERLİK HABER SPİKERLİĞİ

1 MESLEK 1 UZMAN ekibi olarak radyoculuk ve spikerlik mesleği tanıtımı için Best FM Haber Müdürü ve Spikeri ile röportaj yaptık. Spikerlik ile merak ettiklerinizi birmeslekbiruzman@gmail.com adresinden bizler vasıtasıyla uzman konuğumuza iletebilirsiniz.



‘’Haber spikeri kişiliğiyle Ufuk Karcı kimdir, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?’’

‘’Bu işe gönül vermiş olan, çok küçük yaşlardan beri ben de bu işi yapmalıyım diye düşünen, kendini bu yolda yetiştirmeye çalışan ve en nihayetinde fırsat bulduğu için bu işi yapmaya başlayan bir
Bireyim. Habercilik açısından olayı değerlendireceğimiz zaman haberciliği her zaman sevmişimdir ben. Çocukken iyi hatırlarım televizyonlarda tartışma programlarını izlerdim, bazen moderatör olurdum soru sorardım kendime. Sonra kendim konuğun yerine geçer cevap verirdim. Böyle gazeteciler ellerinde kalem tutarlar, kalemle konuşurlar filan. Aynısını taklit etmeye çalışırdım. Kader böyle tezahür ediyormuş. Bize de bu yol göründü. Şimdi bu işten ekmek parası kazanıyoruz.’’


‘’Yaptığınız işi nasıl tanımlarsınız, size göre radyoculuk nedir?’’

‘’Günümüz dünyasında maalesef şöyle bir gerçek var; ben hem televizyonda çalıştım hem radyoda. Radyoya müzik kutusu gözüyle bakılır. Yani sadece müzik dinlediğiniz bir alan, vakit geçirdiğiniz bir mecra olarak değerlendirirler. Ama bu iş öyle değildir. Dünya savaşlarının yaşandığı dönemde insanlar radyolarının başında savaşın seyrine dair haberler alır ve politikalar geliştirirdi, stratejiler belirlerdi. Hem halk nezdinde hem de savaşa katılmayan hükümetler nezdinde. 1999 depremi oldu. 1999 depreminde bu ülkede elektrikler kesildi. Bu şehirde bu bölgede elektrikler birden gitti. Elektrikler gidince kimse ne olduğunu anlayamadı. Neyle karşı karşıya olduğunu anlamadı. Uluslararası arenadaki haberciler dahi Türkiye’de ne olduğunu anlayamadı. Ve o gün insanlar iki tane pil aracılı ile Türkiye’de bir depremin olduğunu fark etti. İki tane pil taktılar radyolarına ve radyolar sayesinde elektriğe ihtiyaç duymadan haberdar oldular mevzudan. Uluslararası haber ajansları da işte o radyodan haberleri alıp dünyaya duyurdular. Radyo o yüzden bu kadar kıymetlidir. Yaptığımız işi biz sihir olarak şu açıdan tanımlıyoruz, daha doğrusu ben bu açıdan tanımlıyorum; sesiniz ile varsınız, görüntünüz yok, sizi dinleyen insanı bir sesiniz ile ikna edeceksiniz, iki bilgilendireceksiniz, üç sıkmayacaksınız, dört radyoyu kapattığı anda ertesi gün sizin ne yapacağınızı merakla bekleyecek. Bunları sağlayabiliyorsanız bu sihri elinde tutan bir sihirbaz gibisiniz. Bir illüzyonist gibisiniz. Bu işi bu şekilde yapıyor olanlar her halde bu işi en iyi yapıyor diye düşünüyorum''


‘’Tecrübelerinize dayanarak iyi bir radyo spikerinin sahip olması gereken özellikler nelerdir?’’

‘’Tabi bu iyi bir radyo spikeri değil iyi bir gazeteci, iyi bir televizyon sunucusu, program yapımcısı, iyi bir televizyon haber spikeri, iyi bir muhabir vb. bunların tamamı olabilmek için işinizin alanında çok iyi bilgiye sahip olmanız gerekmektedir. Mesela Ankara’da siyaset muhabirliği yapıyorsunuz. Ankara siyaset muhabiri yaparken TBMM’de kaç milletvekili var diye sana sorduklarında milletvekili sayısının 550 olduğunu ama o gün genel kurulda bulunan milletvekilinin 550 adet olmadığını bilmek zorundasınız. Bunu bilmek sizin en aslı göreviniz Ankara siyaset muhabiri iseniz. Örnek verelim; spor muhabirisiniz. 1999 yılında Galatasaray’ın UAFA şampiyonu olduğunu, finalde Arsenal ile karşı karşıya geldiğini, maçı penaltılarla kazandığını hatta son penaltıyı Popescu’nun kullandığını, Taffarel’in meşhur Henry’nin kafa vuruşunu kurtardığını bilmek zorundasınız.  Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynadığı dönemde, ikinci tur çeyrek final arası dönemde Sevilla ile penaltılarda İspanya’da muhteşem bir maç çıkardığını bilmek zorundasınız. Hepsini geçtik, paralimpik son paralimpik olimpiyatlarda Türkiye’nin toplamış olduğu madalyalara göre kaçıncı sırada bitirdiğini bilmek zorundasınız. Haber spikeri olarak olayı ele alacak olursanız; 
haber spikerleri bunların tamamına hâkim olmalı. Hem spor hem sanat hem siyaset hem ekonomi ne varsa bunların tamamını bilmek zorunda. Çünkü Türkiye’de sabah konuştuğunuz akşam değişebilir. Sabah başka bir gündemde uyanırsın öğlen başka bir yere gidebilir akşam bambaşka bir noktaya gelebilir. Hepsine sahip olursan bu bilgilerin sen yorum yapabilir bir konuma gelirsin. Bir konuk ağırladığını düşünelim ya da bir son dakika bilgisi aktardığını düşünelim. Sen bu konunun daha önce bağlandığı herhangi bir konuyu bilmiyorsan kalırsın. Kalırsan halk nezdinde bir hiç olursun. Bunu böyle bilmek lazım. Sahip olunması gereken en önemli özellik gündelik hayatı, aktüaliteyi, siyaseti vs. yani bununla organik bağı olanlar her şeyi çok iyi takip edeceksin, sürekli kendini güncelliksin, yıllardır bu mesleğin içinde olsan dahi hiçbir zaman oldum demeyeceksin. Böyle bir lüksü yok.

Best FM Haber Müdürü ve Spikeri Ufuk KARCI ile yaptığımız röportajın tamamına ‘’Radyoculuk/Spikerlik/Haber Spikerliği’’ konulu bölümümüzde izleyebilirsiniz. İyi seyirler dileriz. https://www.youtube.com/watch?v=yX-WOQiSML4